21 Eylül 2012 Cuma

ERMENİ MESELESİ: TEHCİR ÖNCESİ YAŞANANLAR 1


                                   

                    ERMENİ DEVRİMCİ ÖRGÜTLER ve OSMANLI


   Milliyetçilik akımının olumsuz etkileri yüzünden zor günler geçiren Osmanlı, ülkeyi bir arada tutmakta zorlanır hale gelmişti. Bu yüzden daha sert önlemlere başvuruyordu. Cezalar her zamankinden daha sert, kesin ve acımasızdı. En ufak şüpheli bir hareketiniz sizi sorgulamak için alıkoymalarına yetiyordu. Hele birde Türk değilseniz zaten potansiyel bir isyankâr, asiydiniz. O karmaşık dönemde bu durumu lehine kullanabilmek adına bazı ırkçı ve ayrılıkçı gruplar tarafından Bâbıâli’yi tahrik etme politikası izlenmiş ve bunun sonucu olarak insanlığın aleyhine cereyan eden hadiseler meydana gelmiş ve bu vasıtayla Avrupa’da kamuoyu oluşturmak ve Bağımsız Ermenistan’ı kurmak için harekete geçilmişti. Bu grupların kamuoyu oluşturabilmek adına kendi halkı da dâhil olmak üzere bölge halkına yaptığı zulümleri dönemin misyonerlerinin günlüklerinden alıntılarla ve konsolosların yazışmaları ve raporları aracılığıyla anlatmaya çalışacağım. Yalnız şunu da asla unutmamalıyız ki hiçbir kötü başka bir kötüye dayanak olarak gösterilemez. Buradaki maksadım tehcirden önceki süreçte neler yaşandığını anlatabilmektir.

Hınçak Partisi
1887de İsviçre’deki bir grup öğrenci tarafından Hınçakyan Devrimci Partisi kuruldu. Parti üyeleri Marxist devrimci Rus düşüncelerinden etkilenmiş olmalarıyla tanımlanıyordu. İlk hedefleri Rusya, İran ve Türkiye’deki Ermenileri bağımsız bir Ermeni devleti altında toplamak nihai hedefleri ise sosyalist bir düzen kurabilmekti. Bu parti aynı zamanda devrim yapabilmek için silahlanmayı ve gerilla savaşını da gerekli görüyordu. Parti programının 6. Maddesinde de şöyle deniliyordu:
“Yabancı bir güç Türkiye’ye dışarıdan saldırdığında, genel ihtilal yapma zamanı gelmiş olacak. Parti iç ayaklanma başlatacak.”

Taşnak Partisi
1890 yılında ise Rusya Ermenilerinden oluşan bir grup tüm devrimci gruplarını tek bir çatı altında toplamak için federasyon kurma kararı aldılar. (Federasyon yani “Daşnaksutyun” ismini almış biz kısaca Taşnak diyoruz.) Hınçaklar bu devrimci federasyona katıldılarsa da sonradan varlığını sürdürebilme adına gruptan ayrılmıştır. 1896 yılında Hınçakların bölünmesiyle Taşnaklar Ermenilerin esas devrimci partileri haline geldi.

Taşnakların amacı ve stratejileri
Partililer iktisadi ve siyasi özgürlükler, halkçı demokratik bir hükümet, arazisi olmayanlara torak dağıtmak ve zorunlu eğitim gibi vaatlerde bulunuyordu. Vekillerinin çoğunun sosyalist oluşuna rağmen davaya zarar verir gerekçesiyle böyle bir söylem ve tutumdan kaçınmışlardır. Ve yukarıda bahsedilen hedeflere “ihtilal vasıtasıyla” ulaşabilmek adına Halkı silahlandırmayı, Türk yönetimine karşı aralıksız kavgayı ve hükümet binalarının yağmalanmasını öngörüyordu. Nalbandian’ın kitabında bahsettiği ifadeyle “Hükümet yetkililerini, muhbirleri, hainleri, soyguncuları ve her türlü baskı kaynağını yıldırmak için terör silahını kullanma kararı aldı.” Nihai olarak iki partide silahlı bir mücadele ve devrimi bağımsızlık adına gerekli görüyordu. Bu yıllarda gerillalar sürekli olarak Jandarma ve askeri birliklere saldırmış ve bu çetelerin Müslüman köylerinde katliam yaptıklarına dair haklarında birçok iddia vardı. İngiliz konsoloslar düzenli olarak Türk yetkililerinin öldürüldüğünü bildiriyorlardı.

Ermeni halkının kanalize edilmesi
Ermeni halkını mücadeleye dahil edebilmek dava adına gerekliydi. Bunun için Ermeni halkının kölelik anlayışına karşı etkin bir propaganda yürüttüler. “Fedai” isimli, Osmanlı ordularına karşı zaferler elde eden askerlerin, cesaretlerinden ve kahramanlıklarından bahsediyorlardı. Her yaptıkları operasyon adeta efsaneleştirilip köylüyü galeyana getirmek istiyorlardı. O dönemde ortalıkta dolaşan binlerce fedai efsanesi duymanız mümkündü. Fakat köylülerin apolitik tutumu ve zenginlerin ayrıcalıklarını kaybetmekten korkmaları yüzünden bu hareket istenilen başarıya ulaşamamıştır. Vahakn N. Dadrian’ın söylediğine göre, “Hâkim olan genel görüşe göre, Ermeni nüfusunun büyük bir kısmı ile dinsel önderleri, devrimcilere karşı idi ve devrimciler, bu nüfus içinde yalnızca küçük bir dilim teşkil ediyorlardı.” Devrimci grup azınlık olunca ve halktan istediği desteği de bulamayınca kendi halkına karşı “tedhişe (suikast)” başvurur hale geldi. 27 Mayıs 1893 tarihli bir raporda, “devrimcilerin kendi halinde yaşayan yurttaşlara [Ermenilere] uyguladıkları terörün giderek arttığı ve son zamanlarda muhbir oldukları veya devrime gereken desteği vermedikleri gerekçesiyle öldürülenler yüzünden bölge sakinleri arasında korkunun yükseldiği” bildiriliyordu.

Kamuoyu çalışmaları ve yöntemler
Ermeni çeteleri bu tür faaliyetlerde bulunsalar dahi Osmanlı ordusuna göre çok zayıf gruplardı ve bu yüzden Avrupa ve Amerika’da bir kamuoyu oluşturmaları gerektiğini yoksa bu harekâtın başarısızlıkla sonuçlanacağının bilincindeydiler.  Avrupa’nın Osmanlıya müdahale etmesini sağlamak adına Ermeni partilerinin yaptığı başlıca faaliyetler tahrik üzerine kuruluydu.
Mesela bir ihtilal yanlısı, İstanbul’daki Robert Koleji’nin kurucusu olan Cyrus Hamlin’e Avrupa’nın müdahale etmesini sağlamak isteyen Hınçak çetelerinin Ermenilerin katlandıkları eziyet karşısında Avrupalılarda uyanan acıma duygusunu nasıl kullanacaklarını anlatmıştır: Hınçaklar fırsat buldukça Türkleri ve Kürtleri öldürüp, bunların köylerini kundakladıktan sonra dağa kaçacaklardı. Öfkeyle köpüren Müslümanlar ayaklanacak ve korumasız Ermenilere saldırarak bunları öylesine acımasızca katledeceklerdi ki, Rusya insaniyet namına ve Hristiyan medeniyetini temsilen bölgeye girecek ve burayı ele geçirecekti.
Erzurum konsolosu Graves, 1993’te yayınladığı hatıratında, devrimcilerin gayelerini ayrıntılarıyla ele almıştır:
Cahil Türk ve Kürt grupların bağnazlık ve kana susamışlıkları harekete geçirilirse, olaylar kısa sürede katliama dönüşebilirdi. İşte o zaman, Berlin Antlaşmasına taraf olan devletlere, müdahale etmeleri ve Sultan’ı Ermeni milletinin hayatını daha dayanılabilir kılacak Islahatlara imza atmaya zorlamaları için çağrıda bulunma vakitleri gelecekti. Kurtulanların şimdikinden daha mutlu olabileceklerine dair hiçbir güvence olmadığı halde, biçare hemşerilerine karşı girişilecek bir harekâtı kasten tahrik ediyor ve fedakârlığın zaruri olduğunu, kurbanların “Ulusal Davanın Şehitleri” olacaklarını söylüyorlardı.
Yine dönemin Ermeni dostu yazarlarında Amerikalı yazar George Hepworth bu konuda şöyle belirtiyor: Devrimciler, mümkün olduğunca çok zorbalığa yol açmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu gayelerini açıkça beyan etmişlerdi. Türkleri, Ermenilerin –kendileri dışında kalanların- çoğun öldürmeye sevk edebilirse, Avrupa müdahale etmek zorunda kalacaktı.

Sonuç
Erzurum konsolosu Graves 1893’te şöyle diyordu: Şimdiye dek dostça davranan Türk nüfusu arasında bir düşmanlık ve ırkçı bir nefret yayılmaya başlamış; Türk halkı, daha fazla tahrik edilirse bir gün misillemeler ve katliamlarla hırsını almaya kalkışabilir.
Maalesef tam olarak söylediği gibi oldu. Doğu vilayetlerine gönderilen emirler ve yerel yöneticilerin orantısız güç kullanması ve bölgedeki Türk ve Kürt halkının tahriklere kapılması sonucunda 1894-1896 yılları arasında bölgede çok sayıda Ermeni öldürülmüştür. Bu konuyu bir sonraki yazımda anlatacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder