11 Eylül 2012 Salı

TERÖR


George Orwell 1984 romanında, “doublethink (çift düşünüş)” kavramından bahseder yani “iki çelişkili inancı aynı anda akılda tutup, ikisini de kabul etme kabiliyeti.” Günümüzde terör retoriğinden dolayı doublethink’e benzer bir durum ortaya çıkmakta. İyi niyet sahibi insanlar, terörizmi kınarken, bunu kötü ve her ne pahasına olursa olsun yok edilmesi gerekli bir şey olarak görürler. Ancak, bu amaç uğruna sivil halka karşı kuvvet kullanımını bilerek tasvip ettikleri zaman, lanetledikleri şeyin aynısını teşvik eder pozisyona düşmekteler. Benim önerim, ilk olarak kendinize şu soruları sorun: Kime terörist denir? Bu fiili işleyenler sadece bu insanlar mı? Gerçek şu ki, alacağınız cevaplar soruyu kime sorduğunuza göre değişecektir.
Terörün tanımı
Bilinen 109 tanıma sahip terörün tam olarak tanımını yapmak neredeyse imkânsız. “Terörün gerçek tanımı……”, “Asıl terörist ……yapandır.” Tüm bu şekilde başlayan tanımların sonu, savunanların idealarına göre şekilleniyor. Wittgenstein’ın belirttiği gibi, dilin, toplum tarafından paylaşılan ve toplum içinde öğrenilen bir ‘aletler’ koleksiyonu olduğunu ve hepimizin büyük bir dil oyununun parçası olduğumuzu unutmamalıyız.”(philosophical investigations, 2001) Dilin sosyolojik yapısını kavradıktan sonra, terörün tanımıyla ilgili cümlelerimizi şu şekilde düzeltebiliriz: “FBI’ın tanımına göre teröristler…” veya “Hizbullah’ın tanımına göre teröristler…” . Burada fark etmemiz gereken husus terörün tanımlarının masum olmadığı ve ideolojilere hizmet ettiği gerçeğidir. Bunun en çarpıcı örneği Amerika’nın Afganlara karşı tavrında görülmüştür. İlk başta Sovyet işgaline karşı mücadele veren Afganlar, Amerika tarafından kutsal savaşçılar olarak nitelendirilirken, Taliban’ın saldırıları Amerika’yı hedef aldığında ise bu insanlar bir anda teröriste dönüştürülmüştür.
Terör kavramının tarihçesi
Terör kavramı ilk kez 1789 Fransız ihtilaliyle ortaya çıkmıştır. Bugün kullandığımızın aksine, Fransız jakobenler (tepeden inmeciler) tarafından kullanılan bu tanım olumlu bir mana içeriyordu. Çünkü jakobenler terör eylemlerini daha özgür bir ortama kavuşmak için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Ama daha sonraki uluslararası antlaşmalarda devletinde suç içeren faaliyetlere karışabileceği ve bunun yasal olmadığı sonucuna varılmıştır. Yani terör, kimin yaptığından çok uygulanan metodun ahlaki yönüyle alakalı bir tanımlamadır. 
Terörist saldırıların amacı
Genellikle terör eylemlerindeki amaç öldürmekten, adam kaçırmaktan ziyade, yapılan bu eylemler sayesinde dikkatleri üzerlerine çekebilmek ve kamuoyu oluşturabilmektir. Örneğin Filistin’in 1972 Münih olimpiyatları esnasında adam kaçırma ve öldürmeleri akabinde, Filistinli lider Ebu İyad aşağıdaki şekilde konuşmuştu: “Münih kahramanlarının fedakârlıkları tamamen boşuna olmadı. İsrail’de tutuklu arkadaşlarının herhangi birisine hürriyetini kazandıramadılar… Ancak bu harekâtın diğer iki hedefine ulaştılar; dünya çapındaki kamuoyu Filistin felaketini dikkate almaya mecbur kaldı ve Filistin halkının, onları hariç tutmaya teşebbüs etmiş olan uluslararası bir kuruluşa katılımlarını dayatabildiler.(Rouleau 1978)”
Devlet terörü
Sebep olduğu zarar bakımından devlet terörü kullanılan silahlar ve büyük çaplı hamleleriyle çok daha tehlikeli ve öldürücüdür. Bu konuyu anlamak için çok gerilere gitmeye gerek yok. Şu an bunun yaşayan ve en tehlikeli örneği Suriye’de olandır. Ve buna müdahil olan devletleri ele aldığımız zaman devletlerarası stratejik bir savaşın aslında sivil halkı kullanarak ete kemiğe bürünmesinden başka bir şey olmadığı gayet açık. Maalesef bu üzücü tablonun kurbanları “Vatanı için savaştığını zanneden askerler, özgürlük savaşçısı olduğunu zanneden halk.” Oysa ben ölenlerden başka bir şey göremiyorum.
Retorik kurbanı olmak
Paul Wilkinson terörizmi, normalde “masum sivilleri” hedef alan, umumiyetle siyasi hedefler uğruna sistematik olarak kullanılan zorlayıcı olan korku salma olarak tarif ediyor. ( Wilkinson, 2000) Bu planın başarılı bir şekilde uygulanması sonucu günümüzde “terörizm söylemi” terörist saldırılara göre çok daha zararlı ve ayrılıkçı hale gelmiştir. Yani biz teröristlerden ziyade bu ayrılıkçı düşüncelerle baş etmek zorunda bırakılıyoruz. Siyasilerin sıkça başvurduğu bu retoriğin amaçları kısaca şöyledir:
·         Hedef kitle arasındaki korkuyu arttırarak eylemlerin çok daha şiddetli hale gelmesini sağlamak
·         Retoriğin bilincinde olmayan insanları arkasına alıp, yaptığı eylemleri meşrulaştırmak
·         Ve böylece halkın, düşmanlarını sadece şiddetten anlayan zorbalar olduğunu düşünmesini sağlamaktır.
Sonuç
Hiç kimse başlı başına bir düşman değildir, ancak birisinin düşmanı olabilir; bu yüzden ‘düşman’ tabirini kullandığımda kastettiğim, benim düşmanım yahut da bizim düşmanımızdır. Buna benzer surette, insanlar ‘terörizm’ dedikleri zaman fiili olarak kastettikleri, ‘kendilerine’ ya da birinci şahsı kullanacak olursak, “biz’e karşı şiddettir.” ( bu akademisyenlerce epey zamandır bilinmekte olan bir husustur. 1977’de C.C. O’Brien’ın yazdıklarına göre, “terörizm’ ve ‘terörist’ kelimeleri, bilimsel tasnif tabirleri değildir. Kat’i olmayıp hissiyatı aksettirirler. )   
NOT: bu yazıda Filistin örneği ve Afgan-Amerikan ve Sovyetlerin çıkar ilişkileri üzerinden terör kavramını anlatmaya çalıştım. Bu örneklerle Türkiye’deki PKK’yı aynı kefede değerlendiremeyiz. PKK kendine has birçok özel durumu barındıran karmaşık bir meseledir ve bu sebeple diğerlerinden ayrı değerlendirilmek zorundadır.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder