George Orwell 1984
romanında, “doublethink (çift düşünüş)”
kavramından bahseder yani “iki çelişkili
inancı aynı anda akılda tutup, ikisini de kabul etme kabiliyeti.” Günümüzde
terör retoriğinden dolayı doublethink’e benzer bir durum ortaya çıkmakta. İyi niyet sahibi insanlar, terörizmi
kınarken, bunu kötü ve her ne pahasına olursa olsun yok edilmesi gerekli bir
şey olarak görürler. Ancak, bu amaç uğruna sivil
halka karşı kuvvet kullanımını bilerek tasvip ettikleri zaman,
lanetledikleri şeyin aynısını teşvik eder pozisyona düşmekteler. Benim önerim,
ilk olarak kendinize şu soruları sorun: Kime
terörist denir? Bu fiili işleyenler sadece bu insanlar mı? Gerçek şu ki,
alacağınız cevaplar soruyu kime
sorduğunuza göre değişecektir.
Terörün tanımı
Bilinen 109 tanıma sahip terörün tam olarak tanımını yapmak neredeyse
imkânsız. “Terörün gerçek tanımı……”,
“Asıl terörist ……yapandır.” Tüm bu şekilde başlayan tanımların sonu,
savunanların idealarına göre şekilleniyor. Wittgenstein’ın
belirttiği gibi, “dilin, toplum tarafından paylaşılan ve toplum içinde öğrenilen bir
‘aletler’ koleksiyonu olduğunu ve hepimizin büyük bir dil oyununun parçası
olduğumuzu unutmamalıyız.”(philosophical
investigations, 2001) Dilin sosyolojik yapısını kavradıktan sonra, terörün tanımıyla
ilgili cümlelerimizi şu şekilde düzeltebiliriz: “FBI’ın tanımına göre teröristler…” veya “Hizbullah’ın tanımına göre
teröristler…” . Burada fark etmemiz gereken husus terörün tanımlarının masum
olmadığı ve ideolojilere hizmet ettiği gerçeğidir. Bunun en çarpıcı örneği
Amerika’nın Afganlara karşı tavrında görülmüştür. İlk başta Sovyet işgaline
karşı mücadele veren Afganlar, Amerika tarafından kutsal savaşçılar olarak
nitelendirilirken, Taliban’ın saldırıları Amerika’yı hedef aldığında ise bu
insanlar bir anda teröriste dönüştürülmüştür.
Terör kavramının tarihçesi
Terör kavramı ilk kez 1789 Fransız ihtilaliyle ortaya
çıkmıştır. Bugün kullandığımızın aksine, Fransız
jakobenler (tepeden inmeciler) tarafından kullanılan bu tanım olumlu bir mana içeriyordu. Çünkü
jakobenler terör eylemlerini daha özgür
bir ortama kavuşmak için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Ama daha sonraki
uluslararası antlaşmalarda devletinde
suç içeren faaliyetlere karışabileceği ve bunun yasal olmadığı sonucuna
varılmıştır. Yani terör, kimin yaptığından çok uygulanan metodun ahlaki yönüyle alakalı bir
tanımlamadır.
Terörist saldırıların amacı
Genellikle terör eylemlerindeki
amaç öldürmekten, adam kaçırmaktan ziyade, yapılan bu eylemler sayesinde dikkatleri üzerlerine çekebilmek ve kamuoyu
oluşturabilmektir. Örneğin Filistin’in 1972 Münih olimpiyatları esnasında
adam kaçırma ve öldürmeleri akabinde, Filistinli lider Ebu İyad aşağıdaki
şekilde konuşmuştu: “Münih
kahramanlarının fedakârlıkları tamamen boşuna olmadı. İsrail’de tutuklu
arkadaşlarının herhangi birisine hürriyetini kazandıramadılar… Ancak bu
harekâtın diğer iki hedefine ulaştılar; dünya çapındaki kamuoyu Filistin
felaketini dikkate almaya mecbur kaldı ve Filistin halkının, onları hariç
tutmaya teşebbüs etmiş olan uluslararası bir kuruluşa katılımlarını
dayatabildiler.(Rouleau 1978)”
Devlet terörü
Sebep olduğu zarar bakımından devlet terörü
kullanılan silahlar ve büyük çaplı hamleleriyle çok daha tehlikeli ve öldürücüdür.
Bu konuyu anlamak için çok gerilere gitmeye gerek yok. Şu an bunun yaşayan ve
en tehlikeli örneği Suriye’de olandır. Ve buna müdahil olan devletleri ele
aldığımız zaman devletlerarası stratejik
bir savaşın aslında sivil halkı kullanarak ete kemiğe bürünmesinden başka
bir şey olmadığı gayet açık. Maalesef bu üzücü tablonun kurbanları “Vatanı için savaştığını zanneden askerler,
özgürlük savaşçısı olduğunu zanneden halk.” Oysa ben ölenlerden başka bir
şey göremiyorum.
Retorik kurbanı olmak
Paul Wilkinson terörizmi, normalde “masum sivilleri” hedef alan,
umumiyetle siyasi hedefler uğruna sistematik olarak kullanılan zorlayıcı olan
korku salma olarak tarif ediyor. ( Wilkinson, 2000) Bu planın başarılı bir
şekilde uygulanması sonucu günümüzde “terörizm
söylemi” terörist saldırılara göre çok
daha zararlı ve ayrılıkçı hale
gelmiştir. Yani biz teröristlerden ziyade bu ayrılıkçı düşüncelerle baş
etmek zorunda bırakılıyoruz. Siyasilerin
sıkça başvurduğu bu retoriğin amaçları kısaca şöyledir:
·
Hedef kitle arasındaki korkuyu arttırarak eylemlerin çok
daha şiddetli hale gelmesini sağlamak
·
Retoriğin bilincinde olmayan insanları arkasına alıp,
yaptığı eylemleri meşrulaştırmak
·
Ve böylece halkın, düşmanlarını sadece şiddetten anlayan
zorbalar olduğunu düşünmesini sağlamaktır.
Sonuç
Hiç kimse başlı başına bir düşman değildir, ancak birisinin düşmanı olabilir; bu yüzden ‘düşman’ tabirini kullandığımda
kastettiğim, benim düşmanım yahut da bizim düşmanımızdır. Buna benzer surette,
insanlar ‘terörizm’ dedikleri zaman
fiili olarak kastettikleri, ‘kendilerine’
ya da birinci şahsı kullanacak olursak, “biz’e
karşı şiddettir.” ( bu akademisyenlerce
epey zamandır bilinmekte olan bir husustur. 1977’de C.C. O’Brien’ın
yazdıklarına göre, “terörizm’ ve ‘terörist’ kelimeleri, bilimsel tasnif
tabirleri değildir. Kat’i olmayıp hissiyatı aksettirirler. )
NOT: bu yazıda Filistin örneği ve Afgan-Amerikan ve
Sovyetlerin çıkar ilişkileri üzerinden terör kavramını anlatmaya çalıştım. Bu
örneklerle Türkiye’deki PKK’yı aynı kefede değerlendiremeyiz. PKK kendine has
birçok özel durumu barındıran karmaşık bir meseledir ve bu sebeple
diğerlerinden ayrı değerlendirilmek zorundadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder