ERMENİ DEVRİMCİ ÖRGÜTLER ve OSMANLI
Milliyetçilik akımının olumsuz etkileri
yüzünden zor günler geçiren Osmanlı, ülkeyi bir arada tutmakta zorlanır hale
gelmişti. Bu yüzden daha sert önlemlere başvuruyordu. Cezalar her zamankinden
daha sert, kesin ve acımasızdı. En ufak şüpheli bir hareketiniz sizi sorgulamak
için alıkoymalarına yetiyordu. Hele birde Türk değilseniz zaten potansiyel bir
isyankâr, asiydiniz. O karmaşık dönemde bu durumu lehine kullanabilmek adına
bazı ırkçı ve ayrılıkçı gruplar
tarafından Bâbıâli’yi tahrik etme
politikası izlenmiş ve bunun sonucu olarak insanlığın aleyhine cereyan eden
hadiseler meydana gelmiş ve bu vasıtayla Avrupa’da kamuoyu oluşturmak ve Bağımsız
Ermenistan’ı kurmak için harekete geçilmişti. Bu grupların kamuoyu
oluşturabilmek adına kendi halkı da
dâhil olmak üzere bölge halkına yaptığı zulümleri dönemin misyonerlerinin
günlüklerinden alıntılarla ve konsolosların yazışmaları ve raporları
aracılığıyla anlatmaya çalışacağım. Yalnız şunu da asla unutmamalıyız ki hiçbir kötü başka bir kötüye dayanak olarak gösterilemez.
Buradaki maksadım tehcirden önceki süreçte neler yaşandığını anlatabilmektir.
Hınçak Partisi
1887de İsviçre’deki bir grup
öğrenci tarafından Hınçakyan Devrimci
Partisi kuruldu. Parti üyeleri Marxist
devrimci Rus düşüncelerinden etkilenmiş olmalarıyla tanımlanıyordu. İlk hedefleri
Rusya, İran ve Türkiye’deki Ermenileri bağımsız bir Ermeni devleti altında
toplamak nihai hedefleri ise sosyalist bir düzen kurabilmekti. Bu parti aynı
zamanda devrim yapabilmek için silahlanmayı
ve gerilla savaşını da gerekli görüyordu. Parti programının 6. Maddesinde
de şöyle deniliyordu:
“Yabancı bir güç Türkiye’ye dışarıdan saldırdığında, genel ihtilal yapma
zamanı gelmiş olacak. Parti iç ayaklanma başlatacak.”
Taşnak Partisi
1890 yılında ise Rusya Ermenilerinden
oluşan bir grup tüm devrimci gruplarını tek bir çatı altında toplamak için
federasyon kurma kararı aldılar. (Federasyon yani “Daşnaksutyun” ismini almış
biz kısaca Taşnak diyoruz.) Hınçaklar bu devrimci federasyona katıldılarsa da
sonradan varlığını sürdürebilme adına gruptan ayrılmıştır. 1896 yılında
Hınçakların bölünmesiyle Taşnaklar Ermenilerin esas devrimci partileri haline
geldi.
Taşnakların amacı ve
stratejileri
Partililer iktisadi ve siyasi özgürlükler,
halkçı demokratik bir hükümet, arazisi olmayanlara torak dağıtmak ve zorunlu
eğitim gibi vaatlerde bulunuyordu. Vekillerinin çoğunun sosyalist oluşuna rağmen davaya
zarar verir gerekçesiyle böyle bir söylem ve tutumdan kaçınmışlardır. Ve
yukarıda bahsedilen hedeflere “ihtilal
vasıtasıyla” ulaşabilmek adına Halkı
silahlandırmayı, Türk yönetimine karşı aralıksız kavgayı ve hükümet binalarının
yağmalanmasını öngörüyordu. Nalbandian’ın
kitabında bahsettiği ifadeyle “Hükümet
yetkililerini, muhbirleri, hainleri, soyguncuları ve her türlü baskı kaynağını
yıldırmak için terör silahını kullanma kararı aldı.” Nihai olarak iki
partide silahlı bir mücadele ve devrimi bağımsızlık adına gerekli görüyordu. Bu
yıllarda gerillalar sürekli olarak Jandarma ve askeri birliklere saldırmış ve
bu çetelerin Müslüman köylerinde katliam yaptıklarına dair haklarında birçok
iddia vardı. İngiliz konsoloslar
düzenli olarak Türk yetkililerinin öldürüldüğünü bildiriyorlardı.
Ermeni halkının kanalize
edilmesi
Ermeni halkını mücadeleye dahil
edebilmek dava adına gerekliydi. Bunun için Ermeni halkının kölelik anlayışına karşı etkin bir
propaganda yürüttüler. “Fedai”
isimli, Osmanlı ordularına karşı zaferler elde eden askerlerin, cesaretlerinden
ve kahramanlıklarından bahsediyorlardı. Her yaptıkları operasyon adeta
efsaneleştirilip köylüyü galeyana getirmek istiyorlardı. O dönemde ortalıkta
dolaşan binlerce fedai efsanesi duymanız
mümkündü. Fakat köylülerin apolitik
tutumu ve zenginlerin ayrıcalıklarını kaybetmekten korkmaları yüzünden bu hareket istenilen başarıya ulaşamamıştır. Vahakn N. Dadrian’ın söylediğine göre,
“Hâkim olan genel görüşe göre, Ermeni nüfusunun büyük bir kısmı ile dinsel
önderleri, devrimcilere karşı idi ve devrimciler, bu nüfus içinde yalnızca
küçük bir dilim teşkil ediyorlardı.” Devrimci grup azınlık olunca ve halktan
istediği desteği de bulamayınca kendi
halkına karşı “tedhişe (suikast)” başvurur hale geldi. 27 Mayıs 1893 tarihli bir raporda, “devrimcilerin kendi halinde
yaşayan yurttaşlara [Ermenilere] uyguladıkları terörün giderek arttığı ve son
zamanlarda muhbir oldukları veya devrime gereken desteği vermedikleri
gerekçesiyle öldürülenler yüzünden bölge sakinleri arasında korkunun yükseldiği” bildiriliyordu.
Kamuoyu çalışmaları ve
yöntemler
Ermeni çeteleri bu tür
faaliyetlerde bulunsalar dahi Osmanlı ordusuna göre çok zayıf gruplardı ve bu
yüzden Avrupa ve Amerika’da bir kamuoyu oluşturmaları gerektiğini yoksa bu harekâtın
başarısızlıkla sonuçlanacağının bilincindeydiler. Avrupa’nın Osmanlıya müdahale etmesini
sağlamak adına Ermeni partilerinin yaptığı başlıca faaliyetler tahrik üzerine
kuruluydu.
Mesela bir ihtilal yanlısı, İstanbul’daki Robert Koleji’nin kurucusu
olan Cyrus Hamlin’e Avrupa’nın müdahale etmesini sağlamak isteyen Hınçak
çetelerinin Ermenilerin katlandıkları eziyet karşısında Avrupalılarda uyanan acıma duygusunu nasıl kullanacaklarını
anlatmıştır: Hınçaklar fırsat buldukça Türkleri
ve Kürtleri öldürüp, bunların köylerini kundakladıktan sonra dağa
kaçacaklardı. Öfkeyle köpüren
Müslümanlar ayaklanacak ve korumasız Ermenilere saldırarak bunları öylesine
acımasızca katledeceklerdi ki, Rusya insaniyet namına ve Hristiyan
medeniyetini temsilen bölgeye girecek ve burayı ele geçirecekti.
Erzurum konsolosu Graves, 1993’te yayınladığı hatıratında, devrimcilerin
gayelerini ayrıntılarıyla ele almıştır:
Cahil Türk ve Kürt grupların bağnazlık ve kana susamışlıkları harekete
geçirilirse, olaylar kısa sürede katliama dönüşebilirdi. İşte o
zaman, Berlin Antlaşmasına taraf olan devletlere, müdahale etmeleri ve Sultan’ı
Ermeni milletinin hayatını daha dayanılabilir kılacak Islahatlara imza atmaya
zorlamaları için çağrıda bulunma vakitleri gelecekti. Kurtulanların şimdikinden
daha mutlu olabileceklerine dair hiçbir güvence olmadığı halde, biçare hemşerilerine karşı girişilecek bir harekâtı
kasten tahrik ediyor ve fedakârlığın zaruri olduğunu, kurbanların “Ulusal
Davanın Şehitleri” olacaklarını söylüyorlardı.
Yine dönemin Ermeni dostu
yazarlarında Amerikalı yazar George
Hepworth bu konuda şöyle belirtiyor: Devrimciler, mümkün olduğunca çok
zorbalığa yol açmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu gayelerini açıkça
beyan etmişlerdi. Türkleri, Ermenilerin
–kendileri dışında kalanların- çoğun öldürmeye sevk edebilirse, Avrupa müdahale
etmek zorunda kalacaktı.
Sonuç
Erzurum konsolosu Graves 1893’te şöyle diyordu: Şimdiye dek dostça davranan Türk
nüfusu arasında bir düşmanlık ve ırkçı bir
nefret yayılmaya başlamış; Türk halkı, daha fazla tahrik edilirse bir gün
misillemeler ve katliamlarla hırsını almaya kalkışabilir.
Maalesef tam olarak söylediği
gibi oldu. Doğu vilayetlerine gönderilen emirler
ve yerel yöneticilerin orantısız güç
kullanması ve bölgedeki Türk ve Kürt halkının tahriklere kapılması
sonucunda 1894-1896 yılları arasında
bölgede çok sayıda Ermeni öldürülmüştür.
Bu konuyu bir sonraki yazımda anlatacağım.