UYARI!!!
Bu yazı derin tahliller
içermiyor ve bir o kadar yüzeysel. Benim bu yazıdaki tek iddiam; azınlık
sorunlarını o kadar siyasileştirdik ki; sanki tüm konu devlet erkânı etrafında
kilitlenmiş, yasalarla hem sorunlar tümden çözülecek hem de vicdanımız
rahatlayacak. Kusura bakmayın ama buna inanmak saflık olur. Ayrıca bu yazıdaki "azınlık" kelimesi siyasi tanımın dışında kendini azınlık hisseden grupları kastetmektedir.
Azınlık
durumuna düşmek!
Azınlık durumuna düşmek
her şeyden önce algısal bir sonuçtur.Yani dini veya etnik
meselelerin çok ötesinde ve psikolojik dinamiklere sahip bir durum. Hiçbir
insan azınlık olarak doğmaz. Hiçbir bebek doğduğunda azınlık değildir. Çevresi,
duyguları, kültürü tüm bunlar zamanla kişiyi
azınlık haline getirir. Alevi olduğu için değil Alevileştiği için azınlık olduğunu hisseder, Kürtleştiği için çevresi tarafından dışlanır, başörtüsü taktığı
için göze çok batar, dindar olduğu için değil. Yasalarda olduğu kadar zihinlerde
de kamusal alan dışında kalır bu
insanlar.
Günlük
yaşamda azınlık olmak
Günlük yaşamda azınlık
olmak, farklı olmanın verdiği hazzın yanında beraberinde getirdiği “olamama” durumu ve bunun ezikliği,
kendimize ve bizi biz yapanlara duyduğumuz bağlılıkların bir anda “utanç” kaynağı haline dönüşmesi veya
dönüştürülmesidir. Parçalanmış ve dağılmış kimliklerin arasından kendimizin olanı bulmaya çalışmaktır. Azınlık olmak bir hissediştir
ve eminim tanıdığım herkes zamana ve
mekâna bağlı olarak azınlık durumuna düşmüş, yabancılaşmış veya sessiz hale
getirilmiştir.
Ne
yapabiliriz?
Azınlık olmak siyasi
bir sorundan çok daha fazlası ve sadece Türkiye’de değil, insanın olduğu her
yerde kaçınılmaz bir sonuç. Fakat ne acıdır ki, herkesin azınlık durumuyla
sıkça karşılaştığı toplumumuzda, bu durum empati kurulmaya hala bir o kadar
muhtaç. İşin daha da acıtan yanı ise azınlıklara tek çare olarak yasaları, adalet saraylarını ve hükümetleri bırakmış olmamız. Toplum olarak elimizden gelenin en iyisi bu mu? İnsanları, soğuk taş duvarlardan, merhamet yoksunu yasalardan medet umar hale getirmek mi?
Örneğin Alevilerin
“ibadethane” sıkıntılarını ele alalım. Herkes hükümetin bu konuda adım atmasını
bekliyor. Hadi hükümet tüm adımları attı ve sonra “Alın biz size imkân verdik,
cem evlerini “ibadethane” statüsüne getirdik ve daha birçok endişelerinizi de
giderdik falan filan… Ee ya sonra? Devlet
belki Alevilerin yasal sıkıntılarını çözebilir ama yalnızlıklarını gideremez
bunu yapabilecek tek varlık toplumdur
yani biz. Bu sebeple hükümeti hedef tahtası haline getirip arkasına sığınmaktan vazgeçelim,
bizlerde çözümün parçası olmaya çalışalım. Kimi yerde komşuluğumuzla, kimi
yerde dostluğumuzla, kimi yerde ortak hayallerimizle…
Sonuç
Evet, azınlık olmak
algısal bir sonuçtur ama bu algıyı yaratanın sadece devlet olduğunu düşünmek, o kadar Yahudi’yi “Hitler’in” tek başına katlettiğini düşünmek kadar yanıltıcıdır. Üzülerek gözlemlediğim
bir gerçek varsa, vatandaş olarak her sorunun kaynağını devlet ve onun
yöntemlerinde arıyoruz ve bu duruma Cumhuriyetten bu yana destek verdiğimizi
hatıra getirmiyoruz. Yurttaş olarak
sorumluluklarımızı reddediyoruz bir nevi. İtiraf etmeliyim ki, Türkiye Devleti, Türkiye vatandaşlarından
daha cesur ve toplumdan boşalan sorumlulukları üstlenirken tereddüt etmiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder