Pax Romana. Yaklaşık iki yüz yıl süren barış
dönemini belirten bu kelime, aynı zamanda Roma hukukunun da gelişmeye başladığı
dönemi simgeler. Yani barışın hâkim olduğu dönem aslında hukukun hâkim olduğu
dönemdir. Hukuk düzeninin adalet üzerine inşa edilmesinin toplumda barışın
sağlanmasında ne kadar önemli olduğunun göstergesidir. Romalılara göre, Adalet
“herkese hakkını vermektir.” Hukuk ise, “adil olma sanatıdır.”
Yukarıdakileri niye anlattığıma gelince; malumunuz Kürt meselesine dair sürekli olarak yeni çözümlerin üretilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Devlet, başarısızlıkla sonuçlanan kürt açılımı ve Oslo görüşmelerinin ardından bu seferde Abdullah Öcalanla fikir birliğine varıp sorunu çözmeyi amaçlıyor. Aslına bakarsanız tüm bunlar Türkiye Cumhuriyeti için büyük sayılabilecek adımlar. Ama tüm bunların “ne kertede soruna çare olacağı” tartışılır bir gerçek.
Öncelikle, Kürt sorununda problem üreten sorunları çözmek yerine devletin, aktörler üzerinden sorunu çözmeye çalışması, sanki bu Kürt sorunun mümessili Abdullah Öcalan’mış gibi onunla anlaşmaya çalışıp, çoktan etkisini kaybetmiş bir lideri yeniden güçlendirip, onun vasıtasıyla meseleyi tatlıya bağlamak istemesi, Kürt halkını vasıfsız hale getirmeye çalışmaktır!
İkinci bir durumsa devletin kendi halkını temsil edemediği gerçeğidir ki çözümü başkalarında arama acziyetine düşmüştür. Onun için günün birinde Türkler de çıkıp “Kürtler yine bize göre şanslı. En azından devlet onlardan birisini muhatap alıyor. Birde bize bak! Atsan atılmaz satsan satılmaz bir devlet zihniyetinin bilmediğimiz bir şekilde muhafızı yapılan biz Türklerin hakkını kim savunacak? Kürtler için Apoyla görüşen devlet, bizim sorunlarımızı çözmek için kimi muhatap alacak?” derse şaşırmayın. Yani burada yanlışlığını eleştirdiğim nokta, devletin sorunu çözmeye çalışırken halkı pasifize etmesinin ve aktörler üzerinden siyaset yapmasının yanlış olduğudur. Hâlbuki Anadolu gerçeği de Kürt sorunu da aktörlere indirgenemeyecek kadar büyüktür.
Ayrıca Türkiye şartlarında var olan devlet ve vatandaş arasındaki asimetrik ilişki, modernleşen Türkiye halkının ihtiyacını karşılamakta gittikçe çaresiz bir hal alıyor. Bugün Kürtlerin sorun diye devlete sunduğu şeyler genel manada onların temel hakları zaten. Yani demek oluyor ki, devlet bu hakları onlara tanısa bile, sorun çözülemeyecek ve devam eden süreçte, var olan devlet zihniyeti -yani yurttaşların kendi eylemlerini kendilerinin belirlemesinden korkan zihniyet- yüzünden doğacak bir Anadolu sorunu devleti tamamen çaresiz bırakacaktır.
Son olarak şu sorunun sorulmasında fayda var: Kürtlere mi barış getirmek istiyoruz yoksa Anadolu’ya mı? Eminim ki herkes, huzura ihtiyacı olan tek kesimin Kürtler olmadığını Anadolu insanının tümüyle bir huzur ve barış arayışında olduğuna kanidir. Bence kabul edilmesi gereken Türküyle Kürdüyle birlikte genel manada bir Anadolu sorunu, adalet sorunu, olduğudur. Ve bu sorun Apoyla görüşmekle çözülmez. Gecikmiş olan adaleti, halkın hakkını halka teslim etmekle olur. Aristoteles’in de dediği gibi “barışın temeli adalettir.”
kardeşim çoguna katılıyorum fakat şu kısım beni biraz düşündürdü: Bugün Kürtlerin sorun diye devlete sunduğu şeyler genel manada onların temel hakları zaten. Yani demek oluyor ki, devlet bu hakları onlara tanısa bile, sorun çözülemeyece. Bu nu nereden yorumladıgını biraz daha açabilir misin.
YanıtlaSilPKKnın silah bırakmasıyla birlikte kürt hareketi meşru bir zeminde haklarını arayacak ve bu durum devletin ve hükümetin (eğer yöntem değiştirmezse) çok zorlanacağı bir süreci başlatacak. uluslararası alanda kürt hareketi çok fazla destek bulacak ve demokratikleşme arzusunu silah bırakarak gösterdikleri için devletten de benzeri bir yaklaşım bekleyecektir. fakat şimdilik, halk bu adımları atacak zihinsel altyapıya sahip değil ve bu süreçte hükümet bir yandan iktidarını koruma derdine, öbür yandan da demokratikleşmeye çalışacak. kısaca winter is coming :)
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil