6 Temmuz 2013 Cumartesi

BENİM AZINLIKLARIM


UYARI!!!
Bu yazı derin tahliller içermiyor ve bir o kadar yüzeysel. Benim bu yazıdaki tek iddiam; azınlık sorunlarını o kadar siyasileştirdik ki; sanki tüm konu devlet erkânı etrafında kilitlenmiş, yasalarla hem sorunlar tümden çözülecek hem de vicdanımız rahatlayacak. Kusura bakmayın ama buna inanmak saflık olur. Ayrıca bu yazıdaki "azınlık" kelimesi siyasi tanımın dışında kendini azınlık hisseden grupları kastetmektedir.  

Azınlık durumuna düşmek!
Azınlık durumuna düşmek her şeyden önce algısal bir sonuçtur.Yani dini veya etnik meselelerin çok ötesinde ve psikolojik dinamiklere sahip bir durum. Hiçbir insan azınlık olarak doğmaz. Hiçbir bebek doğduğunda azınlık değildir. Çevresi, duyguları, kültürü tüm bunlar zamanla kişiyi azınlık haline getirir. Alevi olduğu için değil Alevileştiği için azınlık olduğunu hisseder, Kürtleştiği için çevresi tarafından dışlanır, başörtüsü taktığı için göze çok batar, dindar olduğu için değil. Yasalarda olduğu kadar zihinlerde de kamusal alan dışında kalır bu insanlar.

Günlük yaşamda azınlık olmak
 Günlük yaşamda azınlık olmak, farklı olmanın verdiği hazzın yanında beraberinde getirdiği “olamama” durumu ve bunun ezikliği, kendimize ve bizi biz yapanlara duyduğumuz bağlılıkların bir anda “utanç” kaynağı haline dönüşmesi veya dönüştürülmesidir. Parçalanmış ve dağılmış kimliklerin arasından kendimizin olanı bulmaya çalışmaktır. Azınlık olmak bir hissediştir ve eminim tanıdığım herkes zamana ve mekâna bağlı olarak azınlık durumuna düşmüş, yabancılaşmış veya sessiz hale getirilmiştir.

Ne yapabiliriz?
 Azınlık olmak siyasi bir sorundan çok daha fazlası ve sadece Türkiye’de değil, insanın olduğu her yerde kaçınılmaz bir sonuç. Fakat ne acıdır ki, herkesin azınlık durumuyla sıkça karşılaştığı toplumumuzda, bu durum empati kurulmaya hala bir o kadar muhtaç. İşin daha da acıtan yanı ise azınlıklara tek çare olarak yasaları, adalet saraylarını ve hükümetleri bırakmış olmamız. Toplum olarak elimizden gelenin en iyisi bu mu? İnsanları, soğuk taş duvarlardan, merhamet yoksunu yasalardan medet umar hale getirmek mi?
 Örneğin Alevilerin “ibadethane” sıkıntılarını ele alalım. Herkes hükümetin bu konuda adım atmasını bekliyor. Hadi hükümet tüm adımları attı ve sonra “Alın biz size imkân verdik, cem evlerini “ibadethane” statüsüne getirdik ve daha birçok endişelerinizi de giderdik falan filan… Ee ya sonra? Devlet belki Alevilerin yasal sıkıntılarını çözebilir ama yalnızlıklarını gideremez bunu yapabilecek tek varlık toplumdur yani biz. Bu sebeple hükümeti hedef tahtası haline getirip arkasına sığınmaktan vazgeçelim, bizlerde çözümün parçası olmaya çalışalım. Kimi yerde komşuluğumuzla, kimi yerde dostluğumuzla, kimi yerde ortak hayallerimizle…

Sonuç
 Evet, azınlık olmak algısal bir sonuçtur ama bu algıyı yaratanın sadece devlet olduğunu düşünmek, o kadar Yahudi’yi “Hitler’in” tek başına katlettiğini düşünmek kadar yanıltıcıdır. Üzülerek gözlemlediğim bir gerçek varsa, vatandaş olarak her sorunun kaynağını devlet ve onun yöntemlerinde arıyoruz ve bu duruma Cumhuriyetten bu yana destek verdiğimizi hatıra getirmiyoruz. Yurttaş olarak sorumluluklarımızı reddediyoruz bir nevi. İtiraf etmeliyim ki, Türkiye Devleti, Türkiye vatandaşlarından daha cesur ve toplumdan boşalan sorumlulukları üstlenirken tereddüt etmiyor.