“Karadayı” dizisinin kötü
kötü karakteri Turgut Savcının o
meşhur “ Değil mi Azizim” repliğinden alıntıladım başlığı. Bilenler, bu sözün
manasını daha iyi çıkarabilir.”
Son günlerde, medya aracılığıyla
insanların üzerinde büyük bir baskı oluşmuş durumda. Sürecin baltalanmak
istendiği ve dış güçlerin sürekli devrede olduğu imajı yaratılmış. Hâl böyle
olunca herkes aşırı bir ihtiyatın içine gömülmüş ve “ bu adam süreci baltalıyor” diye yaftalanmaktan korkuyor. Bu yüzden, kimse endişe ettiği konuları
enine boyuna masaya yatıramıyor. Aman
Türkleri ürkütmeyelim, aman Kürtleri ürkütmeyelim. Sonra da süreç dönüp
dolaşıp “zaten kardeş değil miyiz biz? Bu vatanı dedelerimiz birlikte kurtarmadı
mı?” gibi sloganvari bir kılığa bürünüyor.
Evet, bu süreçte [kısa vadede] başarıya ulaşabilmek için
insanların ortak yanlarına vurgu yapmayı, birlik olma düşüncesini, geçmişte
vardı yine olabilir düşüncesini ön plana çıkarmak tabii ki daha verimli
olacaktır. Ama bu suni tavrın uzun vadede aleyhimize işleyeceğini hesaba katmak
gerekir. Geçmişte yaşanmış bir olayla “kardeşiz”
nev’inden vurguların sebep olabileceği sorunları biraz açalım.
“1950'lerde
hemen her makalesinde Kürtçe‘ ye yer verdiği için sık sık mahkemeye çıkarılan Musa Anter'e bir gün hâkim "Niye Kürtçe yazıyorsunuz?"
diye sorunca, "Hâkim bey,
İstanbul'da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyor. Ayrıca İngilizce
ve Fransızca gazete de çıkıyor" cevabını verir. Sonrasında hâkim “Ama bu saydıklarınız azınlık gruplar”
der. Sonrasında Musa Anter azınlıklar
kadar haklara sahip olamadığından yakınır ve azınlık olmak istediğini söyler.”
Hülasa burada Hâkim Beyin “onlar
azınlık” derken asıl kastettiği “onlar bizden farklı, farklı milletten,
ecnebi, Müslüman değil” . Musa Anter’e söyledikleri ise “sen
bizdensin, benim gibisin, kardeşimsin, dedelerimiz birlikte kurtarmış bu
vatanı. Şimdi sen çıkıp bu kader ortaklığını nasıl inkâr edersin? Bugün odandan
çıkamazsın cezalısın.” İşte, maalesef, yıllardır kurtulamadığımız yanılsama.
Evet, eskiden Kürtler diye bir şey
yoktu resmiyette. Sadece Türk milleti vardı Türklük vardı. Şimdi çok şey
değişti diyeceksiniz ama tüm bunlara rağmen çok yol kat ettiğimizi söyleyemem
çünkü bugünde “Kürt kardeşlerimiz”
var. Bugünde görmek istemediğimiz noktalar hala var. Ve biz, bu “kardeşlik” terimini güya süreci en
güzel şekilde ilerletmek için kullanıyoruz. Gerçekten öyle mi? Eğer Türkler ve Kürtler kardeş diyorsanız, yine
bu retorik yüzünden, Kürtlerin hayırsız
evlat olarak görülmesine engel olamazsınız. Evet, Türkiye ailesinin hayırsız evlatlarıdır “Kürt Kardeşlerimiz”.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri sürekli isyan etmiş, daha Türkçeyi bile doğru
düzgün öğrenememiş, şalvardan kurtulamamış, bu devirde kuma getiren, töre diye
kardeşini öldüren vs. vs. diye uzayan binlerce “garip şey”. Evet, Kürtler
gibi Kürt Kardeşlerimiz de asi
evlatlarıdır bu toprakların, çünkü kardeş ailesinden farklı davranamaz. Ona
öğretilenin dışına çıkmaya kalkarsa, saygısızlık etmiş olur, edepsiz olur, bölücü
de olur.
Oysa ne kadar çok ortak noktan
varsa kavga edecek o kadar fazla şeyin var demektir. Farklı gruplar,
birbirlerinin farklılıklarını içselleştirebilenler, zamanla daha büyük bir
demokratik yapı tesis edebilirler. Tıpkı, Avrupalı göçmenlerin kurduğu Amerika gibi.
Derebeylik gibi bir yapıdan evirilerek
bugünlere gelen Avrupa gibi.
İnsanoğlu düşe kalka öğrenir
yürümeyi. Bu süreçte zaman zaman sekteye uğrayacak ve sonra yeniden ilerlemeye
başlayacak. Ama biz “kardeş-miş gibi
yapmaya” devam edersek, maalesef, baskılardan arınmış bir ortam elde
edemeyeceğiz. “Kardeşiz biz. Olur, böyle
şeyler. Zamanla unutulur gider.” diyeceğiz. Barışa zarar gelmesin diyerek
aklımıza takılan soruları detaylıca soramayacağız. Farklılıklarımızı görüp, bunları zamanla doğal karşılamayı
öğrenemeyeceğiz. Sonunda elimizde “saatli
bir barış” kalacak. Ve ben ömrümü “acaba
barışı bozarlar mı? İki taraftan bir yanlış bir şey yapar mı?” Diyerek
geçirmek istemiyorum. Kol değnekleriyle
yürümek değil, düşe kalka yürümeyi öğrenmek istiyorum.