Maalesef mübarek Ramazan ayının sonlarına
gelmiş bulunuyoruz. Bu ay boyunca yaşadığımız onca güzel şey, ortak niyetlerle
iftar sofralarında bir araya gelişlerimiz ( 1.Erkek Yurdundan arkadaşlar iyi
bilir) ve Sahura misafir gitmelerimiz artık gelecek seneye kaldı. Aslında Ramazanın ilk günlerinde bu konuya değinecektim ama kimsenin ağzının tadının
kaçmasını istemedim ya da “oruçlu ağzımla” diye başlayan cümlelerle muhatap
olmak istemedim. Şimdi yazacaklarım birilerinin dikkatini çekerse ve seneye
bunlardan kaçınırsa gerçekten benim içinde gelecek Ramazan daha ayrı ve güzel
olacak.
Dikkat çekmek istediğim husus
ibadetlere saygıyla alakalı. Ve bu beklenti neredeyse tüm dinlerde de olan bir
şey. Yani ibadet ediyorsan çevrendeki insandan “senin Allah için gösterdiğin bu
ultra çabayı anlamasını ve ona göre davranmasını” beklemek durumu. Somut bir
örnek verip konuyu netleştirmek gerekirse facebookta karşılaştığım “bu ibretlik
paylaşım” herkesi aydınlatacaktır.
“Osmanlı zamanında Müslümanlar
oruç tuttuğu zaman Hristiyanlar ve Yahudiler saygıdan açıkta yemek yemezmiş… Şu
dışarıdakiler hangi milletten acaba?”
Hemen belirteyim, Şu dışarıdakiler dinsiz değil (Allah’tan başkası
bilemez), sorunun soruluş biçimine bakarsak “hayvan” hiç değil. Bu anlayışı
çürütmek için olayı; Müslümana bakan yönü, duygudaşlık kurmaya çalışma ve
toplumsal normların zamanla değişmesi bağlamında üç ayrı konseptte inceleyelim.
MÜSLÜMANA BAKAN YÖNÜ
1. İbadet Allah’a yapılır ve şahsi zorlukları vardır. Bunun için
insanlardan gündelik hayatlarını değiştirmesi bekleyemezsiniz çünkü dünyanın
kuralı bu değil.
2.
Her Müslümanın asli vazifelerinden
birisi dinini sevdirmektir ama siz onlardan saygı beklediğiniz için bu insanlar
Ramazan ayı gelince 1 aylık sıkıntıya ve bitse de kurtulsak moduna giriyor.
3.
Yukarıdaki hususa binaen, Ramazan ayında
tüm dünya rahmetle kuşatılırken, gayri Müslimlere bu rahmetin ışığını
gölgeleyemezsiniz, hesabı da sorulur.
4.
Ve son olarak, mademki Osmanlı örneği
veriyorsun, geçmişte ibadetlere duyulan hassasiyetler çok daha fazlaydı (gerçek Müslümanların sürekli olarak bunu hatıra getirip kendine çeki-düzen
vermeleri gerekir)
TOPLUMSAL NORMLARIN DEĞİŞMESİ
1.
Osmanlıdan günümüze (tarihsel süreç
olarak) tüm dünyada “değerler yozlaşması” (buna değerleri yeniden yorumlama
demek daha uygundur, çünkü yozlaşmak iki anlayıştan birinin diğerine göre
konumudur) yaşandı.
2.
Osmanlı da gayri Müslimler ayrı vergiler
ödemiş, askere gitmemiş, belirli memurluklara katiyen getirilmemiş, farklı
mimari düzenlemeler uygulanmış (bkz. Gayri Müslim yalıları) gibi bir sürü
sebepten ötürü topluma tam manasıyla katılamamış ve gâvur olarak küçük
görülmüştür (Bunun doğrulunu-yanlışlığını tartışmayacağım)
3.
Ve bu sebeplerle Osmanlı zamanında gayri
Müslimlerin üzerinde hissettikleri baskı muhtemelen onlara bu saygıyı
öğretiyordu çünkü günümüz Erzurum’unda da böylesi saygılı ve hassas oruç
tutmayan insanlara ve gayri Müslimlere rastlamanız mümkün.
DUYGUDAŞLIK KURMA (EMPATİ)
1.
Ben ömrüm boyunca Hristiyanların
Christmaslarına saygı duymadım (saygıdan kastım o günkü programımı yaparken
buna dikkat etmedim), hatta birçok arkadaşım yılbaşında “yeni yılı kutlayanları
(christması değil)” hep kınamıştır.
2.
Babamın da hep söylediği gibi “kiminin
iş zamanı, kiminin boş zamanı.”
Yukarıda insanlardan beklenti içine girilmemesi gerektiğini yazdım ama Müslüman olarak bize düşen,her zaman diğer insanların ihtiyaçlarını kendimizinkinden üstün tutmaktır çünkü Peygamber efendimizde (sav) öyle yapardı. Hulâsa, niyetimizde salih olamazsak şeytanın
bizi böylesi küçük olaylara kaba ve duyarsızca yaklaştırmasına izin veririz. Daha güzel bir Ramazan için samimi olarak kendimize “Ramazandan ayından ne
beklediğimizi” sormalıyız. Kendimiz için af dilenmek mi yoksa "Şu dışarıdakileri" yargılamak mı?